Ece Sükan, enerjisinin sýrrýný All dergisine açýkladý
Her þeyi yapýyor, yapabiliyor, özgüveni ve enerjisiyle gittiði her mekaný zapturapt altýna alýyor. Birçok alanda parmaðý var: Modellik, moda editörlüðü, vintage butiði, moda programý, moda haftalarýndaki röportajlarý, oyunculuk... Dolayýsýyla da hangi gazetenin ekini açsanýz, hangi dergiye baksanýz Ece Sükan karþýnýzda duruyor! Partiye katýlmýþ, tabak tasarlamýþ, Vogue’a çýkmýþ, Karl Lagerfeld’le röportaj yapmýþ, fotoðraf çekmiþ vs... Sadece hayallerinin peþinden giden biri olarak büyük baþarýlara imza atan Sükan, bu enerjinin sýrrýný All dergisine açýkladý.
Senin koltuðuna kaç karpuz sýðýyor?
Aslýnda onu ben de çok düþündüm. Birçok iþ yapmak, bir iþte çok iyi olmayý engeller mi diye... Ama günümüzde insanlar tek bir þeyle yetinmiyor. Multi-fonksiyonel artýk herkes. Sonuçta hepsi birbirini bir þekilde besleyen iþler. Apayrý þeyler deðil. Ki doktor olup akþam çýkýp barda þarký söyleyen de var. Ben de þanslýydým ve farkýnda olmadan tüm bunlarý iyi kurgulamýþým. Birbirinin yakýnýndan geçen iþler oldu.
Bu kadar çok þeyi bir arada yaptýran o itici güç ne?
Tabii ki baþarmak. Ýleriye dönük hedeflerim, planlarým yoktur ama þu anda enerjim yerindeyken yapabileceðim þeyleri yapmak istiyorum.
“Her þeye de el atma” diyorlar mý?
Kesin! Sýfýr noktasýndan çýkýp gelen birisi olsa ben de laf ederim. Ama bir birikimim, altyapým var. Sonuçta bu iþlerin hep bir ucundan tuttum, senelerdir uðraþýyorum, fikir üretebiliyorum. Birden ortaya çýkmadým ki...Bu sene her yerde sen vardýn. Ýnsanlarýn bir noktada “Yeter artýk Ece görmek istemiyoruz!” demesinden korkmuyor musun?
Diyorlar zaten! Türk insanýnda da öyle negatif bir enerji vardýr. Birey olamamaktan, üretememekten kaynaklanan... “Bu kýz da her yerden çýkýyor” derler. Dýþ kapýnýn mandalýna da kulak asmamak gerekiyor. Bir yandan da onlara çalýþýyorsun ama...
Çok vurdumduymaz olamam. “Aah ben böyleyim caným” deyip kimseye aldýrmamak da gerçekçi deðil. Onu diyen insan bir þeye oynuyor demektir. On tane güzel laf duyarsýn, iki tane de kötü lafý duyacaksýn. Bu da bedeli.NÝSANDAN BERÝ TELEVÝZYONUM YOK
Yeni bir alana girerken tedirgin olmuyor musun ya da nasýl baþa çýkýyorsun bununla? - Yeni bir þeye girerken tabii ki stres seviyem yükseliyor. Ama sonuçta o süreci de, o gerginliði de seviyorum. Psikoloji okumanýn faydasýný görüyor musun?
Bu piyasada aslýnda sert olmak gerekirken, ben daha kýrýlgan, daha hassas oluyorum. Psikoloji okuduðum için herkesi anlamaya, iyi düþünmeye çalýþýyorum. “Yok caným o öyle yapmaz”a getiriyorum. Ama bazen bu kadar ince düþünmekten dolayý zarar gördüðüm oluyor.
Nelerden besleniyorsun?
Ben eski kadýným, öyle internetten kitap sipariþi falan veremem. Gittiðim yerden kitap almayý, saatlerimi geçirmeyi seviyorum. Kütüphaneye gidip sanat, moda, fotoðraf kitaplarýna, dergilere bakýyorum. Yurtdýþýna gittiðim zaman “Oh be!” diyorum, çok iyi hissediyorum. Enerjim yerine geliyor, buraya bir dönüyorum sýfýrlanýyorum. Tabii ki film, müzik, her þey...
Bunlara ciddi vakit ayýrmak gerekiyor, onu nasýl beceriyorsun?
Bu eve geçtikten sonra televizyon detoksu yapmaya karar verdim ve televizyon almadým. Nisandan beri televizyonsuz yaþýyorum, yoksa þeytan dürtüyor iki dakika þuna bakayým derken takýlýp baþýnda uyuyakalýyorum. Düþün yani, dizide oynuyorum, çarþamba günleri sürekli birilerinin evine gidip orada izliyorum.
"Aþk Yakar" dizisi nasýl gidiyor?
Kýsmen yeni sayýlabilecek bir oyunculuk anlayýþý var. ‘Mýþ gibi’ yapmak yerine o andaki duygularýný yok saymadan, karþýndakinin tepkisini de alarak oynamak gibi bir þey... Psikodrama aslýnda. O yüzden þu an yeni bir alan gibi geliyor bana.
Belki de bu yüzden Belda, yan karakter olmasýna raðmen bu kadar ilgi çekti?
Evet belki de... Dün mesela bir yere gittim çoluk çocuk herkes tanýdý. Bir garip geldi bana... Sonuçta halka mal olmuþ biri deðilim. Televizyonun da büyüsü o demek ki... Belda’yý ne kadar "kötü" yazarlarsa yazsýnlar, kendi içimde onu korumak zorundayým. Davranýþlarýnýn haklý taraflarýný, nedenlerini de görüp öyle oynadýðýn zaman galiba karþý tarafa da geçiyor bu. O zaman herkes kabul ediyor o karakteri. Peki, herkes tarafýndan tanýnýyor olmak nasýl bir þey?
Ýstanbul’a geldiðimde de belli bir hayat tarzým, arkadaþlarým, çevrem vardý. Modellik yapmaya baþlayýnca da bu deðiþmedi, þimdi de deðiþmedi. Ama çok küçük yaþta þöhret olan insanlara bakýyorum. Dünyasý bir anda deðiþiyor. Her þey olabilir, fazla gelebilir, hazmedemeyebilir vs... Ama bende her þey kademe kademe oldu ve hayat tarzým deðiþmedi.TÜRKÝYE'DE MÝLLET MARKAYA DOYMUYOR
Bundan sonra neye aðýrlýk vermeyi düþünüyorsun?
Mesela geçen sene sorsaydýn dizi hiç yoktu kafamda. “Butiðimle ilgili bir þeyler yapmak istiyorum” derdim. Vintage kýyafetlerin replikalarýný üretmek gibi bir trend var dünyada. Böyle bir þey yapmak isterdim. Þu anda oyunculuk da potaya girdi. Þimdi santralistanbul’da moda editörlüðüyle ilgili bir atölye yapacaðým. Arþivlerimi topluyorum onun için. Bu kadar materyali toparlamýþken, bir web sitesi yapayým diyorum. Yine moda programý gündeme gelirse yapabilirim. Belki bir firmaya ufak bir prestij line’ý gibi bir þey de yapabilirim...
Tüm bu yaptýðýn iþler bir gün elinden gitse ve biri kalacak olsa, hangisinin kalmasýný istersin?
Çok zor ama herhalde styling yani moda editörlüðü kalsýn derim. En çok emek verdiðim, en çok uðraþtýðým þey olarak...
Bir yandan yeniyi takip ederken bir yandan da eskiyle aranda çok kuvvetli bir bað var. Nereden geliyor bu?
Zaten eskiyle yeniyi buluþturmak benim en büyük zevkim. Evimde bile öyle. Eþyalarýmla zor vedalaþýrým falan... Bir de annemle beraber kulislerde büyüdüðüm için o kostümler, aksesuvarlar falan çok etkilemiþ olabilir beni. Vintage kýyafetlere olan merakým da buradan geliyor büyük ihtimalle. Ama bir yandan fütürizmi de çok severim. Hep bu ikisini birleþtiririm.
Erkek arkadaþýn kötü giyinseydi ne yapardýn?
Ben öyle çok manipule edici biri deðilim. Hani çaktýrmadan alayým, giydireyim, “Aaa bak bu ne güzelmiþ” falan diyeyim... Belki de buna hiç gerek olmadý bugüne kadar... Ama dayanýlmayacak kadar kötü bir þeye de baþlamam diye düþünüyorum. Dýþ görünüþ önemli yani...
Türkiye’deki moda algýsýyla ilgili ne düþünüyorsun?
Türkiye’de hiçbir þeyin kültürü olmadýðý gibi moda kültürü de yok maalesef. Her þeyin yenisinin peþinde olmak, marka çýlgýnlýðý, en yeni evler, en son trendler, en moda çanta... Bu sýð bir Arap zevki. "O" çantayý takmanýn hâlâ statü sembolü olduðuna inanýlýyor. Eðer gerçekten bir altyapýn varsa, harmanlamayý biliyorsan, aptal olman lazým yeni ya da trend peþinde koþman için... Ben bir ara ümitlenmiþtim, tüm markalar geldi Türkiye’ye, millet artýk doyar bu iþe diye, ama doymuyorlar. Öyle bir açlýk var yani...
Özgün olmaya çalýþmaktansa ayný olmaya çalýþýyorlar, düþünebiliyor musun? Çok komik! Bu kadar kariyer odaklý yaþarken, özel hayatýna nasýl vakit ayýrýyorsun?
Biraz herhalde hiperaktivite var bende. “Ay bugün çok yoruldum eve gidip yatayým” demek yerine arkadaþlarýmla buluþup bir þeyler yapýyorum. Çok yoruldum diye bir þeylerden vazgeçmiyorum, üstüne gidiyorum biraz.ÇOK ÇALKANTILI BÝR DÖNEMDEYÝM
Kriz seni etkiledi mi?-
Bayaðý bir etkiledi.
Önlem alýyor musun?
Biraz harcamalarýmý kesmeye çalýþýyorum. En son Paris Moda Haftasý’nda düþündüm kendi kendime. “En büyük zevkim demek ki neymiþ?” dedim. Türkiye’de çalýþýp çalýþýp burada harcamak. Çok keyifçiyimdir, o konuda hiç esirgemem. Ama biraz dizginlemeye çalýþýyorum.
Giyilebilirlik mi yoksa konsept mi?
Çok giyilebilir olmasý bence iyi bir þey deðil. Onu risk almamak olarak görüyorum. Tamam hani yapýyorsun güzel elbiseler, þýk þeyler, Victoria Beckham bunlardan bin tane alacak belki ama ben biraz daha deneysel olaný daha takdir ediyorum.
Þu anda hayatýnýn nasýl bir dönemindesin ve kendini nasýl hissediyorsun?
Çok çalkantýlý ve iniþli çýkýþlý bir dönemdeyim aslýnda her anlamda. Özel hayatým, iþ hayatým... Hem iyi gidiyor hem de tam bir sakinlik yok. Ama “Ne zaman sakin oldu ki” diye de düþünüyorum. Kendi seçtiðim hayat aslýnda bu... Tabii ki de iniþ çýkýþlarý olacak. Ama bir þekilde 2009’da yeni kapýlarýn açýlacaðýný, bir takým yarým kalmýþ defterlerin temizleneceðini düþünüyorum. O yüzden de bir kýpýrtý var içimde, ona tutunuyorum.
Ýngiliz Vogue'unda benim stilime 2 sayfa ayýrdýlar
Moda programý sýrasýnda kulislere girip çok büyük isimlerle röportaj yaptýn. Bu çok zor bir þeydi... Nasýl baþardýn?- Ýletiþimleri abim (Aslan Sükan) saðladý. Senelerdir yurtdýþýnda yaþadýðý ve fotoðraf çektiði için baðlantýlarý var. Ama dediðin gibi çok çok zordu. Hadi diyelim kulise girdin. Girsen bile röportaj listesinde adýn yok zaten. Bir þekilde kendi çabalarýmla yaptým. O program bir sezon daha devam etseydi, onlar bizi kendileri davet etmeye baþlayacaklardý. Givenchy’nin tasarýmcýsý Ricardo Tisci’yle defile sonrasý sohbet edip çekim yapalým diye konuþtuk. Mario Testino’yla tanýþtýk. Ýtalyan Vogue’un moda editörüyle “Aa sen ne giymiþsin, ben ne giymiþim” geyiðine bile girdim. Sonuçta kiþide bitiyor yani, biraz prezantabl bir insansan, ortamlara ayak uydurabiliyorsan, giriþkensen, iki kelam edebiliyorsan oluyor... Öyle olunca da sana “Nerelisin?”den önce “Ne iþ yapýyorsun?” diyorlar. Hatta Türk olmam daha da ilgi çekti. Akýlda kalýyor.
Kendine bir iþ çýkarmadýn mý oradan?
Vakit yok ki... Ama o kadarý bile neye yaradý? The Sartorialist, Elle UK, Vogue UK’de fotoðraflarým çýktý. Sonra Vogue UK bana mail attý. “Dört þehir, dört stil diye konu yapýyoruz, Ýstanbul’dan da sizin stilinizi yapmak istiyoruz” dediler. Düþünsene iki sayfa benim stilim çýkacak Vogue’da, acayip bir þey!
Bu
Ropörtaj Toplam 14261 Defa Okunmuþtur
|