Geçtiğimiz haftalarda bir Belçika şirketinin bir A.B.D. şirketine yapmış olduğu 46 milyar dolarlık satın alma teklifi bir anda dünya gündeminin tepesine oturdu.
Teklif, bünyesinde Becks ve Stella Artois gibi markaları barındıran ve dünya bira pazarının yüzde 13 ile iki numarası olan Belçikalı dev bira üreticisi InBev NV’nin bünyesinde Budweiser ve Michelob gibi markaları barındıran ve A.B.D. bira pazarının yaklaşık olarak yüzde ellisine hakim olan Anheuser-Busch Cos’a yaptığı 46 milyar dolarlık dev bir satın alma teklifi. Aslında buraya kadar herşey normal. Dünya pazarının yaklaşık yüzde onüçüne hakim ve bu oranla da dünya pazarında ikinci sırada bulunan bir Belçika şirketi dünya pazarının yaklaşık olarak yüzde onikisine hakim ve dünyanın en büyük dördüncü bira üreticisi olan bir Amerikan şirketini satın alarak dünya bira pazarının yüzde yirmibeşine hakim olmak ve bira pazarı payında birinci olan Londra merkezli İngiliz SABMiller’ı tahtından indirmek istiyor. . Zaten InBev dört sene önce Belçikalı İnterbrew ile Brezilyalı AmBew evliliğinden doğmuş bir şirket. . Eğer satış gerçekleşir ya da gerçekleşebilirse Procter & Gamble’ın Gillette’i satın almasından sonra ABD’deki en büyük çaplı satın alma işlemi gerçekleşmiş ve ABD tarihinde nakit olarak önerilen para miktarı açısından da en büyük satış olmuş olacak. Yani dışarıdan basit ama çok büyük bir şirket evliliği gibi gözüküyor.
Ama işin ilginç kısmı bundan sonra başlıyor. ABD’nin dört bir yanından aynı tepki dalgası yükseliyor: Budweiser sembolümüzdür, sattırmayız! ‘
Zaten seçim ortamı içinde olan ABD’de gerek demokrat Parti gerek ise Cumhuriyetçi Parti ( gerçi ABD’yi yüzyıllardır yöneten bu iki partinin her hangi bir konu üzerinde farklı görüşe sahip olduğu gözükmemiştir ama) satışa kesin bir şekilde karşı çıkıyor ve satışın engellenmesini bir milli mesele saydıklarını belirtiyor. Bütün bunlar da TRT’te seçimden bir gün önce son seçim konuşmalarını yapan parti liderlerinden birinin elini masaya vura vura ‘Bu TRT’yi de satacağım’ demesini bile tecrübe etmiş biz Türkler için hayli ilginç duruyor. Kapitalizmin beşiği olan, bize gönderdikleri elleri çantalı, saçları briyantinli, sinek kaydı traş olmuş, güleryüzlü ekonomistlerle sürekli özelleştirme yapmamız ve yabancı sermayeyi ülkemize çekmemizi bize dayatan ABD’de böyle bir olayın vuku buluyor olması insanı bir kez daha şaşırtıyor. Biz araplara elimizde ne var ne yok satarken limanlarını Dubai Ports’a sattırmayan Amerikan kardeşlerimiz şimdi de sembol biralarının satılmaması için ellerinden geleni yapıyor.
Associated Press’e göre, her iki parti de satışın gerçekleşmesinden sonra büyük ölçülerde işten çıkarmaların meydana geleceği ve Budweiser’ın bir Amerikan sembolü olduğu ve kesinlikle Amerikan kalması konusunda hemfikir. Anheuser- Busch’un merkezinin bulunduğu St.Louis in bulunduğu Missouri eyaletinin Cumhuriyetçi valisi M.Blund, eyaletin Ekonomik Kalkınma Dairesi’ni satışın engellenip engellenemeyeceğini araştırması için görevlendirdi bile. Yine Cumhuriyetçilerden bir senatör, C.Bond, InBev CEO’su ile görüşüyor ve görüşmeden sonra basının karşısına geçip açık açık ‘kendisine böyle bir Amerikan sermbolünün satılmaması için elimizden geleceğini yapacağımızı söyledim’ diyebiliyor. Demokrat bir senatör olan C.McCaskill ise Anheuser-Busch’a bir mektup gönderip teklifi reddetmelerini istiyor.
Buradan da bize alınacak bir çok ders daha da önemlisi her türlü siyasi görüşten tamamen bağımsız olarak kendimize sormamız gereken bazı sorular çıkıyor.
-ABD gibi yüzlerce milletten insanın yaşadığı kozmopolit bir toplumda ulusalcılık bu raddelere varmışken Türk ulusalcılığı bu bağlamda nerede duruyor?
- Benzer bir şekilde Hollandalı Heineken Türk Efes Pilsen’i almak istese bu satış bizde böyle bir ulusalcı hava yaratır mı?
- Bugün, Arjantin gibi ülkelere gelen IMF heyetleri yanlarında onlarca korumayla gezerken, on yıl önce IMF’nin Türkiye sorumlusu Carlo Cottarelli’nin eşi ve çocuklarına kadar haber bültenlerine çıkarıp adama bir ‘ merhaba Televole’ dedirtmediğimizin kalması acaba en ciddi şeyleri bile birer oyun ya da eğlence olarak gördüğümüzün bir kanıtı mıdır?
- Kapitalizmin beşiği ABD, tamamen özel bir şirket olan Anheuser-Busch’u sattırmamak için her türlü mekanizmayı işletirken bizim tam tersini yapmamız tüm dünya ekonomilerinde yayılan ulusalcılık dalgasının neresinde duruyor? Acaba birileri bize global ekonomiyi yanlış mı öğretiyor?
- İnsanları her türlü politik olaya tamamen ilgisiz olan, Avustralya ya da İrlandalıların İngilizce konuştuklarını bilmeyen, harita üzerinde milyonlarcasının ülkelerinin yerini dahi bilmediği, daha da ötesi Amerika diye bir kıtanın varlığından bi haber olup da tek Amerika’nın ABD olduğunu sanan milyonlarca insanın yaşadığı bu ülkenin insanları böyle bir olayda bir anda ulusalcı bir havaya bürünebilirken kahvelerde, barlarda bütün gün ülke meselelerinin konuşulduğu, haber saatlerinde herkesin oturup haber bültenlerini izlediği bizim gibi bir ülkede böyle bir durum neden gerçekleşemiyor?
Ve belki de bütün siyasi görüşlerden bağımsız olarak sorulması gereken en önemli soru aklı geliyor:
Eğer siyaset kamusal bir faliyet ise kamuyu küçültmeye çalışmak, kendi hareket alanını kısıtlamak ve bindiği dalı kesmek anlamına gelmiyor mu?
Bu
Haber Toplam 14676 Defa Okunmuştur |